Ağaç Baba Efsanesi

Erenler Tepesi, aynı zamanda Ağaç Baba’nın yattığı yerdir. Efsaneye göre; Ağaç Baba baharda ormana iner, boş tarlalarda ağaçlar yetiştirirmiş. Ağaç Baba’nın diktiği ve yetiştirdiği ağaçları kesen veya zarar verenlerin başları bin bir bela ve felaketten kurtulamazmış. Bu yüzden kimse ormanlara el süremezmiş. Ölürken, Ağaç Baba’nın vasiyeti şu olmuş:
“Benden sonra, çocuklarınızın mutlu, topraklarınızın verimli olmasını istiyorsanız ağaçlarıma dokunmayın. İki dünya mutluluğu bulmak istiyorsanız, benim gibi ağaç dikin. Kısaca benim hayır duamı almak, dünya ve ahiretinizi mamur etmek istiyorsanız ağaç dikiniz…”
Ağaç Baba öleli, yıllar, yüzyıllar olmuş. Ama ölmeyen, halk arasında yaşayan bir vasiyeti olmuş.

Kaynak: Tunalı, Y.R (2004). Sakarya Söylenceleri, Irmak Dergisi, Sayı (41), s.26

62_taraklı_şehir
Sakarya, Taraklı Tarihi Çınar/ Fotoğraflayan: Hüsnü GÜRSEL / Gürsel Ailesi Arşivi

Akyazılı Sultan Dede Efsanesi

Akyazılı Sultan Dede’nin altı kardeşi ile birlikte yöreye Horasan’dan geldiği söylenir. Ahmet Yesevî Hazretleri ve Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî’nin yolunu takip eden evliya/eren olduğu halk arasında yaygındır. Akyazı ilçesinde kaldığı ve yörenin onun adı ile anıldığı bilinmektedir.

Havaların çok soğuk ve kasvetli olduğu bir gün, bir aslan sırtında yöreye gelen veli ve kardeşleri ile her şey değişmeye başlamış. Bu evliya ve kardeşleri yol aldıkça, hava o güne kadar görülmedik bir biçimde yöreyi aydınlatmış ve ısıtmış. Onun gelişi ile güneşin yaydığı aydınlık, yöredekilerin sıkıntılarını almış, yörenin yazgısı değişmiş. Bu olaydan dolayı gelen veli “Akyazılı Sultan Dede” olarak adlandırılmıştır. Diğer veliler başta Hendek’te türbesi bulunun Selman Dede dahil Akyazılı Sultan Dede’nin kardeşleridir. Bunlar; “Selman Dede”, “Erenler Dede”, “Vahap Dede”, “Keremali”, “Akyazılı Sultan Dede”, “Durhasan Dede”, “Sarı dede”dir.

İnanışa göre bu yedi evliya, yılın belli dönemlerinde Salman Dede’de toplanırlarmış. Kimilerine göre her Kadir gecesi, bir yıldız şeklinde kardeşlerin türbesi dolaşılır, kimilerine göre de yedi kardeş aralık ayında yeşil ışık olarak küme halinde yuvarlanıp bir yatırda birleşirlermiş.

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

Ana Tanrıça Efsanesi

Mitolojiye göre, Friglerin Ana Tanrıçası Kibele’nin kocası Atis’i, Sakarya Nehri’nin kızı Nana doğurmuştu. Nana, Sakarya’nın eşsiz perilerinden biriydi. Bahar geldi mi Sakarya Nehri açılıp saçılıyor, su perileri, yeşeren toprakların dallarında, çiçeklerinde, güzel kokularla tabiata kucak açıyorlardı. Nana, böyle bir bahar günü, çiçekli bir badem ağacına aşık olmuş, beyaz bir badem içini bağrına basarak gebe kalmıştır. Sonunda Atis ya da Temmuz’u doğurmuştur. Temmuz ayı, adını buradan almaktadır. Sakarya da Anadolu tapınağının damarında dolaşan, ona can veren ve güç kazandıran kan misali bir hayat kaynağı olmuştur.. Bundan dolayı Sakarya Nehri yüzyıllar boyu kutsal sayılmıştır.

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

76_geyve_şehir
Sakarya Nehri, Geyve/ Fotoğraflayan: Hüsnü GÜRSEL / Gürsel Ailesi Arşivi

Beşköprü Efsanesi

Günün birinde Sakar Dede adlı bir ermişin yolu, bu yöreye düşer. Sakarya üzerindeki Beşköprü’den geçerken durdurulup geçiş vergisi istenir. Sakar Dede’nin parası olmadığı için veremeyeceğini söyler; geçmesine izin vermelerini ister, ama kimse oralı olmaz. Dede durup bir dua okur, eliyle suya öteleri gösterir. Duası biterken ırmak yatak değiştirir, Sakar Dede’nin gösterdiği ovadan akmaya başlar. İnanışa göre ırmağın adı o günden sonra Sakar diye anılmaya başlamış, bu ad zamanla Sakarya’ya dönüşmüştür.

Kaynak: Tunalı, Y.R (2004). Sakarya Söylenceleri, Irmak Dergisi, Sayı (41), s.26          

1_adapazarı_ulaşım

Erenler Dede Efsanesi

Kimilerine göre ilk İslâm misyonerlerinden olan Erenler Dede, Hendek’in meşhur yedi kardeş evliyalarından biridir. Anlatıldığına göre Erenler Dede’nin türbesi önceleri, eski adıyla “Horhor” yeni adıyla “62 Evler” denilen yerdeyken bir depremde su üzerinde yüzerek bugünkü yeri olan Nuriye Köyü’nün girişindeki yere gelmiştir.

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

70_hendek_şehir
Sakarya, Hendek Mollalar Evi/ Fotoğraflayan: Hüsnü GÜRSEL / Gürsel Ailesi Arşivi

Hıdır Dede Efsanesi

XIII. yüzyılda Anadolu’da faaliyette bulunan Baba İlyas, Hacı Bektaş-ı Veli, Emirci Sultan, Dede Garkın ve Sarı Saltuk gibi oldukça nüfuzlu şeyhler bulunmaktaydı. Velayetname’de Hacı Bektaş-ı Veli ile ilişkileri anlatılan Hıdır Dede adı yer almaktadır. Yine Otman Baba Velayetnamesi’nde ve XV. yüzyılda yaşamış Şeyh Muhyiddin Çelebi’nin Divan’ında adları geçen Samit Abdal ve Hızır (Hıdır) Dede de o dönemde yaşayan dervişlerdir

Efsaneye göre; zamanın padişahının parmağında bir yara çıkar ve o çağın tıbbi olanaklarıyla bu yara iyileştirilemez. Bu yarayı iyileştirecek hekim bulmak için dört bir yana haberciler salınsa da olumlu bir sonuç alınamaz. Padişahın iyileşmekten umudunu kestiği günlerden birinde saraya şu haber gelir: Taraklı Yenice Karyesin’de ikamet eden Hıdır Dede adında bir derviş vardır. Bulsa bulsa padişahın derdine bu derviş çare bulabilir. Bu sevindirici haberi alan padişah, dervişin İstanbul’a getirilmesi için ferman çıkarır. Bu işle görevlendirilen Tatar, Taraklı’da Hıdır Dede ile karşılaşır. Tatar, İstanbul’a birlikte gitmeyi teklif eder. Ancak derviş, “Var sen atına bin, git. Ben kendim gelirim” der. Hıdır Dede seccadesini yola salıp “Ya Allah!” diyerek çok kısa sürede saraya gelir. Padişahın karşısına çıkarılan derviş: “Padişahım seninle birlikte iki rekât hacet namazı kılacağız. Seccadelerimizin altında bir tür ot bitecek. Merheminizi bu ottan yapacağım. Yaranız sabah olunca Allah’ın izniyle iyi olacak” der. İkisi birlikte seccadelerini yere serip namaza dururlar. Namaz bitince Hıdır Dede padişaha: “Seccadenizi kaldırın padişahım!” der. Padişah seccadesini kaldırınca ot bitmediği görür. Hıdır Dede kendi seccadesini kaldırınca, ot yeşerdiği görülür. Bu ottan Hıdır Dede merhem yapar ve padişahın parmağındaki yaraya sürünce, yara kısa zamanda iyileşir. Padişah Hıdır Dede’nin yaptıklarına karşılık Hıdır Dede’nin kendisi ve evlatları için bir ferman yazdırır. Bu fermana göre Hıdır Dede ve evlatları askerden, vergiden, öşürden muaf tutulur. Taraklı halkı hastalıklarının geçmesi veya dileklerinin gerçekleşebilmesi için Hıdır Dedeyi ziyaret eder. Ziyaretçiler kurban ve lokmalarıyla buraya gelirler, kurbanlarını kesip lokmalarını dağıtmayı büyük sevap sayarlardı. Bu lokmaların dertlere deva, hastalara şifa olacağı yönünde bir inanç vardır.

Hıdır Dede Türbesi başta Taraklı halkı olmak üzere ziyaret edilmekte ve her yıl Haziran ayının ilk hafta sonu “Hayır Pilavı Şenlikleri” büyük bir katılım ile bu türbenin etrafında yapılmaktadır. Mevsimin kurak geçmemesi, bereketin bol olması ve diğer pek çok dileğin olması amacıyla adak ve kurban adanan bir türbedir.

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

47_taraklı_şehir
1991 / Taraklı, Sakarya Fotoğraflayan : Hüsnü GÜRSEL / Gürsel Ailesi Arşivi

İakkhos Efsanesi

Bu efsanede tanrının doğuş yeri, kutsal ırmak Sakarya’nın bir bölümüne yaşam bağışladığı Frigya toprakları olarak gösterilir. Tanrı Dionysos, Frigya nymphası (doğadaki tanrısal yaratıkların dişilerine verilen ad) Aura ile birleşmesinden ikiz çocukları olmuştur. Bunlardan biri İakkhos’tur. Aura günün birinde çıldırır, ikizlerden birini yer. O sırada Zeus’un sevdiği başka nympha İakkhos’u kaçırıp Eleusis’teki bakkhalara ( Tanrı Dionysos alayındaki kadınlar) götürür. Aura da kendini Sangarios’a (Sakarya Irmağı) atar, sonra bir pınar olarak yeryüzüne çıkar. İnanışa göre bu pınar, günümüzde Sakarya Irmağı’nın kollarından birini oluşturmaktadır.

Kaynak: Tunalı, Y.R (2004). Sakarya Söylenceleri, Irmak Dergisi, Sayı (41), s.26 .

3_geyve_ulaşım
Geyve, Sakarya Nehri, II. Beyazit Köprüsü / Fotoğraflayan: Hüsnü GÜRSEL / Gürsel Ailesi Arşivi

Karaca Ahmet Sultan Efsanesi

Pamukova-Paşalar Köyü, tarihi Paşalar Kalesi’nin güney eteğinde kuruludur. Karaca Ahmet Sultan Türbesi ise, Paşalar Köyü hudutları içinde bulunan köy camii ile bitişik bir türbedir. Türbenin, Osmanlı İmparatorluğu padişahlarından I. Murat döneminde vezir-i azamlık ve kazaskerlik görevini yürüten Çandarlı (Cendereli) Kara Halil Hayrettin Paşa’nın himayesindeki Akhisar (Pamukova) ilçesinde bulunduğu rivayet edilmektedir. Karaca Ahmet Sultan’ın gösterdiği kerametler üzerine Hayrettin Paşa himayesi altındaki Paşalar Köyü arazisini Karaca Ahmet Sultan’a vakf eder. Ayrıca türbe ile ilgili yazılı olan Sened-i Hakani belgelerinden de bu arazinin bir vakıf arazisi olduğu doğrulanmaktadır. Şu anda köy tüzel kişiliğine ait bir arazi üzerinde bulunan türbede Karaca Ahmet Sultan, eşi ve üç çocuğuna ait olmak üzere toplam beş adet mezar bulunmaktadır. 1925 yılında Tekke ve zaviyelerle ilgili kanunun çıkmasından sonra, türbeye ait örtüler ve yazmalar nahiye müdürüne teslim edilmiş ve bu emanetler İzmit Müzesi’ne götürülmüştür.

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

Karıncalı Dede Efsanesi

Adapazarı’nın Bilecik’e bağlanan Adliye Köyü mevkiinde yüksek bir kayanın üzerinde bulunan türbe, adını karıncalarla insanüstü ilişkiler kuran ve onlarla adeta konuşan bir Türkmen ermişinden almıştır. Söylenceye göre karıncalar tarafından basılan bir köyün ahalisi Karınca Baba’ya başvururlar. Köylerini bu karıncalardan kurtarmasını isterler. Bu şahıs köye gelerek dua eder ve köyün karıncalardan kurtarılmasını sağlar. Bu olaydan sonra bu kişinin adı “Karınca Baba” olarak anılır. Çevreye zarar veren karıncalarla konuşarak onları ikna eden mübarek zat, karıncaları yanına toplamakta ve birlikte bir hayat sürmektedir. Hayatını adeta karıncalarla birlikte geçiren Türkmen ermişine, vasiyeti üzerine vefatından sonra söz konusu kayanın üzerinde mezar yapılmıştır.burası zamanla “Karıncalı Dede Türbesi”ne dönüşmüştür. Bu türbeyi ziyaret edenler dileklerinin kabulü için bölgede bulunan ağaçlara bez parçası astıkları ve karıncaların yemesi için pirinç bıraktıkları görülmüştür. Türbenin etrafının ağaçlıklı olması sebebiyle Karınca Baba’yı ziyarete gelenler burada piknik yaparlar.

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

Keremali Efsanesi

Bugün Hendek’in güneyinde bulunan Keremali Dağı’ndaki türbe ile ilgili çeşitli efsaneler anlatılmaktadır: Anadolu’nun İslamlaşmasında büyük yararlılıklar gösteren yedi kardeş evliyadan dördü ölünce geriye kalan Kerem, Ali ve Hasan bir kayıkla bugünkü Keremali tepesinin eteğine gelirler. Kerem ile Ali’nin kayıktan inmelerine rağmen, Hasan inmez. Diğerleri arkasından; “Dur Hasan” diye bağırırlar, ancak Hasan durmaz ve suda kaybolup gider. O günden sonra buraya “Durhasan” denilir. Sonrasında Kerem ile Ali ise savaşa savaşa yaralı bir halde tepeye kadar tırmanırlar ve tepede şehit olurlar. Onun için tepeye “Keremali Tepesi” denir. Bugün, çıktıkları yerlerdeki kan ve ayak izleri ile oturup ağladıkları yerler hâlâ bellidir. Halkın anlattığına göre savaşlarda Keremali’nin türbesinde top patlıyormuş. Nitekim Kıbrıs Savaşı’nda da bunu görenler olmuştur.

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

Salman Dede Efsanesi

Çeşitli hastalıklar ve yağmur duası için gidilen Uludere’deki türbeyle ilgili inanışa göre, oraya bırakılan suyun ertesi sabah bittiği söylenmektedir. Ayrıca bu suyla ak saçlı bir ihtiyarın ibadet ettiğini görenler olmuştur.        

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

19_adapazarı_şehir
Adapazarı/ İhsaniye Camii dış kapısı/ Fotoğraflayan : Hüsnü GÜRSEL / Gürsel Ailesi Arşivi

Sangarius Efsanesi

Tarihçiler, Sakarya adının Sangarius’tan geldiğini, bu adın da eski Frigya bölgesinde Sakarya’nın doğduğu yer olan “Sangia” şehrinden alındığını yazarlar. Bu şehir, Eskişehir sınırları içindeki Çifteler ilçesinin 3 kilometre güney doğusunda yer almaktaydı. Bu gün de burada kaynayan ve küçük bir göl haline gelen yer altı suları, Sakarya’nın kaynağı olarak bilinmektedir. İlk yerleşimci olan Frigyalılar M.Ö. VII. yüzyılda bu bölgede hüküm sürmekte iken, bu nehre kendilerince kutsal sayılan “Sangari” adını vermişler ve bu isim sonraları, “Sangarios” (Sangarius) ve saldırgan anlamına gelen “Zakharion” biçimine dönüşmüştür. İlin adı olan Sakarya’nın MÖ. III ve MS. IV. yüzyıllar arasında bölgemizde yaşayan Bithynlerin Kraliçesi Sangarius’un adının zamanla söyleniş değişikliğinden geldiği rivayet edilmektedir. Nitekim bölgemizdeki “Geyve”nin Bithyn “Gekve Hanım”dan, yine Sakarya Nehri’nin adı olarak yer yer söylenen “Sangari” veya Sakari de bu rivayeti doğrular gibidir.

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

78_geyve_şehir
Sakarya Nehri, Geyve Fotoğraflayan: Hüsnü GÜRSEL / Gürsel Ailesi Arşivi

Sapanca Gölü Efsanesi

Sapanca Gölü’nün yerinde bir zamanlar verimli topraklar uzanmaktadır. Buralarda yaşayanlar varlıklı fakat cimri ve bencil insanlardır. Bir gün, Adapazarı’nın güneyindeki Erenler tepesinde oturan, gözünü dünyaya kapamış, gönlünü aşk ve sevgiyle doldurmuş erenlerden Eren Dede, bu kasabaya iner. Selam verir, selamını alan olmaz, konuk olmak ister kimse konuk etmez. Akşama doğru yorgun argın kasabadan ayrılırken uzakta ışığı sızan küçük bir kulübe görür. Bir adım daha atacak gücü kalmamıştır. Kulübeye yönelir, zar zor kapıya vurur. Kulübede geçimini sapan yaparak sağlayan yoksul ve iyi yürekli bir adam yaşamaktadır. Ermişi güler yüzle karşılar: “Buyur hoş geldin sefalar getirdin. Aşı şimdi ocaktan indirmiştim. Bir konuk göndermesi için tanrıya yakarıyordum” diyerek onu içeriye alır, en rahat köşeye oturtur, ne var ne yoksa önüne getirir. Konuğunu iyice doyurduktan sonra, bir şilte serip yatırır. Ermiş çok hoşnut kalmıştır.

Ertesi gün erkenden kalkarlar. Ermiş teşekkür edip yola koyulur. Sapancı da karşı tepelere kadar onu uğurlar. Dönüşte aşağıdaki kasabayı göremez, yerinde kocaman bir göl oluşmuştur. Küçük kulübesinden başka bir ev, kendisinden başka bir canlı kalmamıştır. Kasaba tüm kötülükleriyle beraber sular altında kalmıştır. O günden sonra göle Sapancı Gölü denir. Bu ad zamanla Sapanca’ya dönüşür.

Kaynak: Tunalı, Y.R (2004). Sakarya Söylenceleri, Irmak Dergisi, Sayı (41), s.26.

63_sapanca_şehir
Sapanca Gölü (1996) / Fotoğraflayan : Hüsnü GÜRSEL / Gürsel Ailesi Arşivi

Sarı Dede Efsanesi

Hendek’in Çay Mahallesinde bulunan Sarı Dede Türbesi ile ilgili çeşitli inanışlar vardır. Burada adaklar adanır, pilav yapılır, yağmur duası edilir. Ayrıca türbeye gelen kötü niyetli bir kişinin felç olduğu söylenir. Anlatıldığına göre, Karaçökekli Kemençeci İsmail Ağa, öküz arabasıyla türbenin yanından geçerken öküzlere vurduğunda, ak saçlı bir ihtiyar gelip hiddetle üç dört tokat atmıştır. Her türlü haksızlığa karşı olan erenler, sadece insanların değil hayvanların da koruyucusudur. Burada Sarı Dede, bir hayvanın canını yakan kişiyi cezalandırmıştır.

Kaynak: Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2017). Efsaneler.

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

Şeyhler Efsanesi

Efsaneye göre Sultan Orhan’ın kumandanlarından Akçakoca, bölgeyi fethedip Karadeniz’e doğru ilerlerken Şeyhler Köyü’nün (bugün Kaynarca ilçesi) güney batısında askerleriyle mola vermiş. Bu sırada Akçakoca ile yüzlerce askerinin karnını doyurma işini Konak Köyü’nden Şeyh İsmail üstlenmiş. Biraz sonra elinde bir-iki kişilik yemekle karargâha gelen Şeyh İsmail, yemeği bırakıp kenara çekilmiş. Duruma kızan Akçakoca, bir kişilik yemekle yüzlerce askerinin tıka basa doyduğunu hayretle görmüş ve kalkıp Şeyh İsmail’in elini öpüp, bir dileği olup olmadığını sormuş, o da “ezan sesi duyulan yerlerin kendisine vakfedilmesini” arzu etmiş, Akçakoca da şeyhin dileğini yerine getirmiş. O gün bugün vakfedilen bölge şeyh tımarı olarak tanınmış bilinmiş.

Kaynak: Tunalı, Y.R (2004). Sakarya Söylenceleri, Irmak Dergisi, Sayı (41), s.26

http://www.sakaryakulturturizm.gov.tr/TR,107078/efsaneler.html

Şeyh İsmail İzzettin Türbe Kapısı

Vahap Dede Efsanesi

Türbesi, Sakarya’nın Hendek İlçesi’nde Karadere Köyü yakınlarındadır. Cam Dağı’nda bulunan Vahap Dede Türbesi ile ilgili efsaneye göre, Timur ile yapılan savaşta Vahap Dede şehit düşer, kellesi kesilir. Kellesini koltuğunun altına alıp dağa çıkan dedeyi birisi görür. Vahap Dede orada kalır. Halk da onun durduğuna ve yattığına inandığı yerde türbesini yaptırır.

Kaynak: http://www.akademiktarih.com/edebiyat-tarihi/135-hendek-sakarya-efsanelerere-b-derlendme.html