Çocuklar geçmiş dönemde çoğunlukla ilkbaharda yaz ve sonbaharda açık arazilerde ortaklaşa hayvan gözetirler hayvanların öğle saatlerinde duyup yattığı dinlendigi zamanlarda birlikte oyunlar oynarlarmış.Bu oyunlar başka yörelerde de görülür.

Dipdip

Daha çok hayvan gözeten çocukların dinlenme sırasında açık alanda oynandığı bir oyundur. Genellikle erkek bazen de kız erkek çocukların karışık oynanır.Bu oyun için herkesin özel birer dip dip sopası olur.Yaklaşık 100-120 cm boyunda, bir ucu incemsi, kızılcık yemişen veya karagürgen ağacından ateşte kızartılarak yapılan esnek bir sopadır. 8-10 çocuk tarafından oynanır.Yan yana dizilen çocuklar, hepsi aynı hizadan sırayla sopayı Yaylan durarak en ileriye uzaga atmaya çalışırlar en kısa mesafe atabilen ebe olur.Ebe bütün sopaları toplayıp tekrar getirir.ebe kendi sopasını dizili çocukların 2 metre kadar önünde yatay olarak koyar , diğer çocuklar ebenin sopasının üzerinden kaydırarak en ileriye atmaya çabalarlar.Üçüncü turda ebenin sopasının üzerinden kaydırarak en ileriye atmaya çalışırlar.Ebenin sopasını değdiremeyenler oyun dışı kalırlar. Hiçbir çocuk ebenin sopasını deydiremeyinceye kadar oyun devam eder ebenin sopasının yerinden çocukların dizildiği oyun başlangıç noktasına kadar adımla sayılır her adıma gabak denir.Birinci bölüm örneğin ebenin “Garadonnunun Aziz’in 45 gabak yemesi”yle sonuçlanmıştır.Oyun tekrar başlar.İkinci ebenin “gabak yemesi”ne kadar devam eder.Bu oyunun bir saat sürdüğü de, üç saate kadar sürdü de olur.Oyunun sonunda “en az kabak yiyen” birinci, “en çok kabak yiyen” oyunun mağlubu olur.Adını sopanın “dip dip” yere vurularak ses çıkartmasından aldığı sanılmaktadır.

Saklambaç

Kız ve erkek çocuklarınca karışık olarak akşam saatlerinde 8-10 kişiyle oynanır bir kişi kurayla ebe olur.Ebenin gözlerini yumarak elliye bazen de yüze kadar birer birer saydığı bir yer vardır.O sırada diğer oyuncular bir köşeye saklanır.Ebe bunları görüp tanımaya ve ebelemeye çalışır.Ebe diyelim ki bir oyuncu gördü “Ramiz seni gördüm, söbe “ der ve bu arada da başlangıç noktasına koşup elini değdirir ve ebelikten çıkar, yeni ebe belirlenmiş olur.Herkes saklandığı yerden ortalığa çıkar ve oyun yeniden başlar.Gördüğü kişi ondan önce elini değilse ebelik devam eder.Ebe diğer saklananları aramaya devam eder.Hiç birini bulup da söbeleyemezse, onun ebeliği devam eder.Söbelenen oyuncu yeni ebe olur.Yaklaşık yarım saat kırk dakika kadar sürer.Adını saklanmaktan aldığı bilinmektedir.

Üçtaş

İki çocuk tarafından üçer taşla oynanır. Düz bir zemin veya kâğıt üzerine geniş bir üçgen çizilir. Üst köşeden tabanın ortasına bir dik inilir. Köşeden karşı kenarın ortasına dik olarak bir çizgi çizilir. Tabana paralel iki çizgi daha çizilir; böylece 10 adet durak elde edilmiş olur. Oyuncular ellerindeki üçer taşı “bir sen bir ben” sırası ile noktalara konarlar. Konma bitince sırayla “birer taş” oynanır. Oynarken bir kişi köşeye sıkışarak oynayamaz hale gelince oyunda biter, mağlup belli olur. Bazı yönleriyle satrancı hatırlatır. Usta oyuncular tarafından saatlerce sürüldüğünü sürdürüldüğü görülür.Genellikle üç el oynanır, iki seti alan galiptir.Bu oyunu büyüklerin de oynadığı görülür. Cezası olmamaktadır. Galip gelen “zeki” olarak itibar kazanır. Her oyuncunun iker taşla oynamasından ötürü “üçtaş” adını aldığı bilinmektedir.

Eski Minder

Oyuna başlarken öncelikle “sayışma” yapılır.
Ortada yumularak duran “ebe” , oyunda “Eski Minder” rolündedir. “Eski Minder” rolündeki çocuk ortada çömelerek, kafası eğik vaziyette durur.Diğer çocuklarda ellerini çırparak oyun şarkısını söylerler.Oyunda “ebe” ile birlikte en fazla dört oyuncu olmalıdır. Oyunda, “ebe”nin etrafında ellerini çırparak dönen çocuklar şu şarkıyı söylerler.
Eski minder
Yüzünü göster
Göstermezsen
Bir – poz – ver
Güzellik mi?
Çirkinlik mi?
Havuz başında
Heykellik mi?
Yoksa mankenlik mi?
Daha sonra “eski minder” rolündeki “ebe”, bu sorulara cevap olarak; güzellik, çirkinlik, heykellik ya da mankenlik der. “Güzellik” derse, diğer oyuncular güzellik rolü yaparlar. “Çirkinlik” derse, çirkinlik rolü yaparlar.Yani “ebe”nin söylediğinin canlandırılmasını yaparlar. Bundan sonra ise, ebe diğer oyunculardan birini “ebe” olarak seçer. Oyun böylece yeniden başlayarak devam eder. Oyun sonunda kaybeden ya da kazanan taraf olmaz. Oyundan her iki tarafta eğlenmiş ve mutlu bir şekilde ayrılır.Oyun açık alanda özellikle havaların açık olduğu zamanlarda kız çocuklar tarafından sıklıkla oynanan oyunlardandır.

Met

15-20 cm boyunda, 2 cm genişliği 3 cm kalınlığında özel yapılmış, iki başı da üçgen kesilmiş “met” adı verilen bir aletle oynanır. Her çocuğun yaklaşık bir metre boyunda dipdip sopasından biraz daha kalınca sert bir(kızılcık, yabani kızılcık(kaysiydiren), garagürgen, yemişen gibi) ağaçtan yapılmış bir sopası bulunur. Düz toprak zeminden her çocuk sırayla metin başına sopayla vurarak 1-1,5 metre havaya kaldırır, sopasını var gücüyle mete vurarak en uzağa götürmeye çalışır. Herkes metin düştüğü noktadan başlangıç noktasına kadar adımlayarak sayar, en geride kalan o kadar adam “gabak yemiş”  sayılır. Örneğin “Köseoğlunun Mıstava 15 gabak yedi” denir. Oyuna aynı şekilde devam edilir. Her turda en geride kalan gabak yemiş sayılır. Bu oyun genellikle yarım ile bir saat arasında sürer. En çok gabak yiyen oyunu kaybeder. Adını “met” adı verilen ve her iki başı da ters üçgen kesilen aletten aldığı sanılmaktadır. ,

Çelik-Çomak

Bu oyun da çocuklar tarafından met sopalarıyla oynanır. Fakat üç noktada metten ayrılır. irincisi metin kendisi, ikinci metin üzerine koyulduğu aletin farklılığı, üçüncüsü de ebenin karşıda beklemesidir.

Adına “çelik” denilen 20 cm kadar uzunluğunda yuvarlak her iki ucu da düz kesilmiş bir aletle oynanır. Met sopasına da “çomak” denilir. Çocuk çeliki, ya yere batırılmış 50 cm yüksekliğindeki bir çubuğun üzerinden kendi elindeki çomakla vurup ilerideki ebeye doğru gönderir, ya da bir ucunu avucuna aldığı çomağa yerleştirip havaya zıplattığı çeliki çomağın kuyruğuyla ebeye doğru gönderir. Ebe yaklaşık 25-30 metre karşıda çeliki beklemektedir. Ebe elindeki çomakla çeliki karşılayıp geldiği yöne iade etmeye çalışır. Ebe karşıladığı çeliki, atan çocuğun gerisine gönderebilirse ebelikten kurtulur, atan çocuk ebe olur. Ebe çeliği diyelim ki çocuğun yönüne doğru kısa bir mesafe atabildi, veya hiç vuramadı, çeliğin düştüğü noktadan oyunun başlangıç noktasına adımlanır, ebe o kadar gabak yemiş sayılır. Bazı yerlerde buna sayı da denilir. Ebe olan çocukların içinde en fazla “gabak yiyen” oyunun mağlubu sayılır. 8-10 kişiyle oynanır. Yarım saatle bir saat kadar sürer. Adını “çelik” ve “çomak” adı verilen oyun aletlerinden aldığı sanılmaktadır.

Tunuç

Genellikle erkek çocuklar tarafından oynanır. Seyrek de olsa karışık da oynandığı olur. 8-10 kişi tarafından oynanır.

Konik biçimde 10-15 cmlik ağaçtan “tunuç” adı verilen bir aletle oynanır. Herkesin elinde 25-30 cm uzunluğunda, yaklaşık 4-5 cm çapında yuvarlak bir “tunuç sopası” olur. “Tunuç taşı” adı verilen, 20-25 cm çapındaki düz bir taşın üzerinden oynanır. Herkesin tunuç taşından 4-5 metre mesafede ayak topuğunu koyacak çukurlukta bir kultesi vardır. Bu kulteler oval bir şekilde, yaklaşık 60-70 cm mesafede oluşturulmuştur. Tunuçun başındaki kişi ebedir. Ebenin eli boştur ve tunuç taşı hizasında 1-2metre yanda durur. Kultelerin başındaki oyuncular sırayla elindeki sopayı tunuca atarak tunucu devirip ileriye götürmeye çalışır. Örneğin ilk oyuncu sopayı attı tunucu devirmedi, sopası ileriye gitti, oyuncu yerinde bekler. İkinci oyuncu atar, o da tunucu vuramaz-devirmezse o da yerinde durur. Üçüncü oyuncu tunucu vurdu diyelim, ebe tunucu alıp tunuç taşına dikmeye ve diğer üç oyuncudan birinin kultesini kapmaya çalışır. Üç oyuncu da ebeden önce sopalarını alıp kultelerine dönmeye çalışırlar. Kulte kapamayan yani boşta kalan ebe olur. Oyun yaklaşık bir, bir buçuk saat sürer. Çok yorucu bir oyundur. Bazen akşam karanlığında tunuç görünemeyinceye kadar oynanır. Adını “tunuç” adı verilen konik aletten aldığı sanılmaktadır.

Çizgi

Genelde kız çocukları bazen de karışık oynanır. Toprak zemin üzerine sert bir cisimle, beton zemin üzerine kiremit parçası veya tebeşirle kareler çizilir. Karelerin kenar uzunluğu genellikle 40-45 cm civarında olur. İlk sırada bir kare, ikinci sırada bir kare, üçüncü sırada yan yana üç kare, dördüncü sırada bir kare,  beşinci ve son sırada yan yana üç kare olur. 5-5 cmlik kare biçiminde bir tahta veya taş parçasını tek ayak ucuyla dokunarak kare içinde gelecek şekilde oynanır. Her bir kareye oda denir. Oyun tek ayakla oynanır. Sadece üç odalı yerlerde oyuncu iki ayağını da odalara koyabilir ve dinlenebilir. Amaç taş veya tahta parçasını, ayak ucuyla tüm odalarda sırasıyla gezdirerek, hiçbir çizgi üzerine getirtmeden (yanmadan) götürüp getirtmektir. Genellikle iki kişiyle oynanır.  İlk turda her iki oyuncu “göz açık” oynarlar. İlk turda her iki oyuncu da götürüp getirmeyi başarırsa, ikinci turda “gözler yumuk” yürüyerek oynanır, sadece üçlü odalarda gözlerini açar. Gider gelir. Hangi oyuncu bunu da başarıyla tamamlarsa, başlangıç noktasını gelip arkasını döner, tahta veya taşı odalar yönünde başının üzerinden atar, taş çizgiye değmeden hangi odaya denk gelirse, o oda artık onun evidir. O orada kalan oyun süresince iki ayakla basabilir. Diğer oyuncu onun evine kesinlikle giremez, onun üzerinden atlamak mecburiyetindedir. En fazla oda alan oyunu kazanır. Kaybedene ceza yoktur. Oyun genellikle yarım ile bir saat kadar sürer. Tek ayakla oynandığı ve çizgilere dokunulamayacağı için çok yorucudur. Adını odaların “çizilme”sinden aldığı düşünülmektedir.

Tombala

Kız ve erkek çocuklar tarafından karışık olarak 7-8 kişiyle oynanır. Düzgünce bir zemin-taş üzerine, 5 cm X 5 cm veya 6 cm X 6 cm ebadında tahta parçaları veya kiremit parçaları, seyrek de olsa düzgünce taş parçalarının üst üste koyulmasıyla oynanır. Bezden yapılmış topla veya plastik topla oynanır. Tunuç oyunundaki gibi, oyuncular taşların dizildiği ana noktadan 4-5 metre uzaklıkta yan yana dizilirler ve birer kulte yaparlar. Kulte sayısı oyuncu sayısından bir eksiktir. İlk ebe kurayla belirlenir. Ebe üst üste dizili 15 kadar taş-tahta parçasının bir metre yakınında durur. Diğerleri sırayla topu yığına atarak onları devirmeye çalışırlar. Devrildiği zaman ebe, dağılan taşları aynı şekilde toplayıp dizmeye ve kulte kapmaya, topu atan da gidip topu alıp kultesine dönmeye çalışır. Topu atan ebeden önce topla kultesine dönerse ebenin ebeliği devam eder, eğer ebe ondan önce taşları dizip kulteyi kaparsa, topu atan yeni ebe olur. Oyun bu şekilde bir, bir buçuk saat kadar oynanır. Kaybedene ceza yoktur. Taşların toplanması nedeniyle “tombala” adını aldığı söylenmektedir.

İstop

Bir top ve oyunculardan oluşan bir oyun türüdür. Oyuncular toplu halde beklerken arkadaşlarından biri oyun topunu havaya atarak bir arkadaşın adını söyler. Diğer oyuncular sağa sola kaçarken adı söylenen topu tuttuğunda ‘İSTOP’ diye bağırır. Bu sözü duyan oyuncular oldukları yerde dikilip beklerler. Eğer ebe top ile oyuncuyu vurabilirise o oyuncu oyunu terk eder. Top arkadaşını vuran tarafından havaya atılıp yine bir arkadaşının adını söyler ve kaçışırlar. Adı söylenen topa sahip olduğunda daha önce olduğu gibi ‘İSTOP’ diyerek oyunu devam ettirir. Vurulan çıkar ve son oyuncu kalana kadar oyun devam eder.

Mendil Kapmaca

Mendil tutan bir kişi, mendili kapmak isteyen iki oyuncu ve iki oyuncunun mensup olduğu iki takım tarafından oynanan bir oyundur.

Bir kişi elinde mendili tutar. Sağında ve solunda aynı uzaklıkta bekleyen oyuncu grubu vardır. Bekleyen oyuncu gruplarının önünde bir çomakla çizgi çizilir. Oyuncular, hep bu çizginin arkasında durular.

Mendil tutanın sağında ve solundaki sıranın ön tarafındaki oyuncular ‘KOŞ’ komutu ile mendili tutanın yanına gelirler. Mücadelede, kurnazlık ve açıkgözlük yapıp mendil alarak çizgiyi geçene kadar koşar. Diğer arkadaşı onu yakalayıp ebelemeye çalışır. Mendil kapma için gelen ve mendili aldığında diğer oyuncu tarafından ebelenirse oyundan çıkar. Oyun belli sayıdaki iki takım arasındaki oynandığı için ebelenip çıkan ve oyuncusu kalmayan takım yenilmiş olur.

 

Çocuklar, kendi aralarında tespit edecekleri cezalarla yenilen tarafa ceza verirler. Cezalar, çocukların kaldırabildikleri ölçüde olur. Uygulanması zarara yol açabilecek cezalar verilmez.

Kımıldatmadan Ayır

Yarım cm çapında, tahminen 10 cm kadar uzunluğunda 10-15 çomak avuç içinden yere bırakılır. Dağılan ve üst üste olan çomaklar, elimizdeki bir çomakla yerdeki çomakları istediğimizden başlama avantajı ile zıplatıttırp yerdeki çomakların bir tanesini diğer çomakları kımıldatmadan ayırıp alma oyunudur. Bütün çomaklar teker teker eldeki çomakla temizlenmeye çalışılır. Tek kuralı, alma esnasında diğerlerini kımıldatmama üzerine kurulmuştur.

Ayırma esnasında diğer çomaklarda kımıltı olursa oyun, diğer elemanın oynamasına geçer

Hötez

İki grup halinde oynanır. Şimdiki, yani 25-30 yaşlarındaki insanların bile görmedikleri bir oyun çeşididir. 5 Litrelik bir teneke düşünelim. Bu teneke keserle ezilerek yuvarlağımsı bir hale getirlir. Oyun topu, bu teneke yuvarlağıdır. İki takıda oynayan elemanların ellerinde de 1.5 mtrelik sopalar bulunur. Sopalar, genellikle kızılcık vb. ağaçlardan seçilerek kırılma riski ortadan kaldırılır. Kalınlıkları, vurmalara ve kullananların rahatça kullanıbilecekleri cinsten olur.

Kura ile başlayacak taraf tespit edilir. Oyun sahasının ortasına 50cm2’lik bir çukur kazılır. Bir taraf teneke topu çukur içine sokmaya çalışırken, diğer taraf da tersini yapmaya çalışır. Oyunda topa vurmalar eldeki sopalarla olur.

İddalı maçlarda, belli bir süre tespit edilir. Örneğin yarım saat gibi. Yarım saat A takımı, yarım saatte B takımı topu ortadaki çukura sokmaya çalışır. Hangi taraf daha çok gol yaparsa o takım kazanmış olur.

Ortaya konan maç sonu hediyesi mağlup takım tarafından arkadaşlarına yedirilir.

Benim çocukluk yıllarımda gördüğüm bu oyun türü genellikle 15-20 yaş arası erkek insanlar tarafından oynanır. Kaybolan oyunlarımızdan biri oldu.

Mile (Misket) Oyunları

Camdan yapılma ve küre şeklinde olan, adına MİLE(Misket) dediğimiz araçlarla oynanır. Mile oyunlarında amaç, uzaktaki dizilen mileleri vurmaktır. Mile vurmak için atılan hamlede vurma gerçekleşirse, rakip vurduğu milenin sahibi olur.

Önce, meydana iki oyuncu aynı sayıda mile dizer. Belli uzaklıktan ilk atma sırasını kazanan oyuncu bu gruptaki mileyi vurmaya çalışır. Iskalarsa, diğeri atar. Her ıskalama oynama sırasının değişme yeridir. Oyun böylece devam edip gider. Atma sırasında isabet kaydeden mileyi alır ve oyuna devam hakkını da devam ettirir. Her boşa atma, diğer oyuncunun oynama hakkını doğurur.

Yağ Satarım Bal Satarım

Oyuncular daire şeklinde, birbirine değecek ve yüzleri dairenin dönük olacak şekilde otururlar. Ayakta dairenin dışında dolaşan bir oyuncu olur ve elinde ucu topuzlu bir mendille dolaşmaya başlar.

Oturanların arkaya bakmaları yasaktır. Ayaktaki oyuncu daire dışında dolaşırken (Yağ satarım bal satarım, ustam ölmüş ben satarım.) türküsü hep beraber söylenirken, daire dşındaki oyuncu elindeki mendili çaktırmadan bir arkadaşının arkasına bırakır. Bırakma sonrası tekrar arkadaşının yanına geldiğinde, eğer arkadaşı bırakılan mendili anlamamışsa alıp onun sırtına vurmaya başlar. Tur tamamlanınca onun yerine mendille vuran oturur. Sopa yiyen oyun dışında kalır. Oyun böylece devam edip elemanlar bitene kadar devam eder.Zaman zaman bunun tersi de oluyor. Arkasına mendil konan oyuncu bunu fark ederse mendili alıp koyanın peşine düşüp onu kovalamaya başlar. Kovalanan bu oyuncu mendil sopası yemeden kalkan arkadaşının yerine oturabilirse oyuna devam eder. Sopa yiyen oyunu terk eder. Oturan eleman mendille dolaşmaya yeniden başlar. Mendili fark edip alan ondan sonraki dolaşma sırasını kazanmış olur.

Kaynakça

Aktaş, Ali, Kültürel renkleriyle Sakarya : Farklı kimliklerin kavşak noktası (Sakarya’nın toplumsal ve kültürel yapısı), Adapazarı, Adapazarı Merkez Belediyesi,2008

Irmak Kültür Sanat Dergisi Sayı: 86, 2008 sayfa.22-24

Akaltın, Yalçın.(Hazırlayan), Tuna, Fahri. (Editör) 2018.  Sakarya Türkmen/Manav Folkloru: Yedi Asırlık Bir Kültür, Yerel Kültür Derneği, Adapazarı.

Kaynak Kişiler:

Fahri TUNA, Naci İŞsever, Ramis Memiş, Özkul Aslanalp, Mustafa Özgül