Yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olaylar aktarılırken kullanılan edebi yazınların belki de en bilineni hikayedir. Bir diğer ismi öykü olan bu edebi türün geçmişi çok eskiye, sözlü edebiyat geleneğine dayanır.Destanlar, halk hikayeleri ve masallarla eski bir temeli olan bu tür 14. Ve 15. yy’da “Dede Korkut Hikayeleri” ile çağdaş hikaye tekniğine yaklaşmıştır.

Batı dünyasında hikayeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik kazandıran, İtalyan yazar Boccacio’dur. 16.yy’da yazdığı “Decameron” adlı eseriyle ilk hikaye örneğini vermiştir. Batı tarzı ilk hikayeler, edebiyatımızda Tanzimat Dönemi’ne rastlar. ilk hikaye kitabı, Emin Nihat’ın “ Müsameretname” adlı eseridir. Bu kitapta toplanan hikayelerin kuruluşu, işlenişi “Binbir Gece Masalları”na benzer.

19.yy sonlarında başlayıp günümüze değin oldukça fazla değişim geçiren hikaye , özellikle Alphonse Daudet ve Guy de Maupassant gibi büyük Fransız yazarların tekniğiyle gelişmiştir.

Modern Türk Hikayeciliği Tanzimat ile birlikte gerek işlediği konu bakımından gerekse kullanılan teknik itibariyle Batılı anlamda hikayeciliğe hatırı sayılır ölçüde yaklaşmıştır. Elbette bu başarıda ilimiz yazarlarının katkısı çok büyüktür. Yazarlarımız eserlerinde toplumun ortak paydalarını , aynı zamanda da Adapazarı özelinde pek çok eserler vermişlerdir.

Ayfer TUNÇ

1964 yılında Sakarya’ya bağlı merkez kasabalardan Arifiye’de doğmuştur. Baba adı Bedri, anne adı Yıldız’dır. Bir öğretmen çocuğu olarak çocukluğu: eğitim yönünden yoğun geçmiştir. İlk eğitimini İzmit, Hızır Reis İlkokulu’nda orta öğrenimini Adapazarı Merkez Ortaokulu’nda ve Erenköy Kız Lisesi’nde tamamladı. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne gitti ve 1987 yılında fakülteyi bitirdi. Hayata yayımcılık yaparak atıldı. Ayfer Tunç 1977 yılında, liseyi bitirdikten sonra Adapazarı’ndan ayrılmıştır.

Ayfer Tunç’un anlatım tarzı çok rahat ve külfetsizdir. Kullandığı dil her kesimin anlayabileceği bir tarzdadır. Kitap veya dergi yazılarında iyi bir gözlemci olduğu izlenimini vermektedir. Öykülerinde işlediği konuları ve toplu olarak ele aldığımızda: standardı olmayan bir hayat, ahlak,aile ve kültür yapısıyla karşılaşıyoruz.

Yazarımızın yazıları; Kitaplık, Hayalet Gemi, Gece Yazısı Dergileri’nde yayınlanmıştır.

ESERLERİ:

  • SAKLI ( 1989)
  • KAPAK KIZI (1992)
  • İKİ YÜZLÜ CİNSELLİK(1995)
  • MAĞARA ARKADAŞLARI (1996)
  • AZİZ BEY HADİSESİ(2000)
  • BİR MANİNİZ YOKSA ANNEMLER AKŞAMA SİZE GELECEK (2001)
  • TAŞ KAĞIT MAKAS(2003)

Cüneyt SUAVİ

1948 yılında Adapazarı’nda doğdu babası Süleyman Efendi, annesi Mediha Hanım’dır. Tüccar bir babanın oğlu olan Cüneyd Suavi’nin asıl adı: “Şükrü Şumnu” olup İbrahim Erdinç Şumnu’nun küçük kardeşidir. Yazılarında müstear isim olarak: “Cüneyd Suavi”yi kullanmaktadır. Yazarımız ilk okulu,orta okulu ve liseyi Adapazarı’nda okuduktan sonra İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü’nü okuyarak: Yüksek Mimar oldu. 1978 yılında açılan Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’ne asistan oldu. Bundan sonraki hayatı Sakarya çerçevesinde şekillenen Şükrü Şumnu, Doktorasını tamamlayarak: Bilim Doktoru oldu. 1992 yılında Sakarya Üniversitesi kurulunca, buraya Doçent olarak atandı. Bu arada Tahlise Hanım ile evlenmiştir.

Akademik çalışmalara devam eden yazarımız daha sonra Profesör oldu. Akademik hayata devam ettiği sürede çocuk hikayeleri denemelerine başladı. Genelde didaktik olma arzusu ile yazdı. Bu sebeple yazı alanını biraz daraltmış oldu. Hikaye tarzında öğreticilik eşyanın tabiatında olduğundan, okuyucu beklemediği gerçeklerle ve sürprizlerle karşılaşmayı bekler.  Anlatımındaki sadelik okuyucusunu rahatlatmaktadır. Genelde mahalli Moral ve Zafer dergilerinde hikayelerini yayınlatan Cüneyd Suavi çocuk hikayelerinde başarılıdır. Konuların anlatımında, çocukların (günümüzdeki) anlama düzeyine inebildiği ölçüde başarılı olabileceğine inanıyoruz. Hikaye kitaplarının bazıları İngilizce’ye, Almanca’ya, Arapça’ya, Makedonca’ya, Rusça’ya, Tatar ve Özbek Türk Lehçelerine çevrilmiştir. Bu hikayeler altı küçük kitapçıktan oluşmaktadır.

    HİKAYELERİ

  • HAYATIN İÇİNDEN (1993)
  • İKİ ÇUVAL ALTIN
  • KIRK GRAM TEBESSÜM
  • BİLMECELER
  • MUCİZELER
  • HAZIR CEVAP

Hatice BİLEN BUĞRA

29 Eylül 1951’de Adapazarı’nda  doğdu. Nüfus kaydı Hatice Buğra olan yazarın annesi Zeliha Hanım ve babası tüccar Bayram Bilen’dir. İlk ve orta öğrenimini Adapazarı’nda tamamladı. 1976’da İstanbul Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirdi. 8 Eylül 1977 tarihinde önlü romancı Tarık Buğra ile evlendi. 1992’de İÜEF Sanat Tarihi Bölümü’nü bitirdi. Bu bölümde yüksek lisans yaptı.

Hatice Bilen’in ilk hikayesi “Göz Açıp da Gördüğüm” 1985’te Sanat Olayı’nda çıktı. Hikayelerini “yeni gerçekçilik” anlayışına bağlı kalarak Kadınca ve Türk Dili dergilerinde yayınladı. Hatice Bilen, özellikle hikayelerinde , kırsal kesimde yaşayan- her yaştaki- kadınları ve onları maruz kaldıkları zorlukları, duyarlı bir bakış açısıyla ve modern bir üslupla ele almaktadır. Yazar, hikayelerinde sosyal bir hareket olan “göç” olgusunu konu edinmiş, çevreye duygusal bir anlam yükleyerek insan-çevre, toplum-çevre ilişkilerini canlı bir şekilde yansıtmayı başarmıştır. Özellikle Karadeniz bölgesinden Adapazarı’na yapılan göçlerde kadınların misyonunu, katlandıkları sıkıntıları ve gösterdikleri öz verileri, memleket özlemi ve nostalji duygulanımlarıyla yoğunlaştırarak aktarmıştır. Bilen’in çizdiği insan tiplemeleri, -yoğun olarak kadınlar- doğa ile aralarında duygusal bir bağ kurmuşlardır. Bilen, eserlerinde; ailede bir eş ve baba olarak erkeği n özellikle kadınlara/kız çocuklara ( kimi zaman da aile bireylerinin tamamına) karşı uyguladığı baskıya, fiziksel şiddete karşı tepki vermeyen, sessiz kalan, mutlak bir teslimiyet içindeki uysal kadınları/kız çocuklarını da inceden inceye eleştirmekten çekinmemiştir. 1992’de, Ayın Uysal Işığı, adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Yılın Hikayecisi” ödülünü aldı.

Hikayeleri

Göz Açıpta Gördüğüm (1985)

Umursamayan Kadınlar (1992)

Ayın Uysal Işığı (1995)

 

Roman

Aynadaki Boşluk (1995)

 

Araştırma-İnceleme

Güneşin Rengi Bir Yığın Yaprak

Cumhuriyet Döneminde Resim Edebiyat İlişkisi

1914’lerden 1940’lara Türk Resim ve Romanında Gerçekçilik

 

Anı

Tarık Buğra’dan Notlar

Kerim KORCAN

31 Ocak 1918’de Adapazarı’nın Aktefek Köyü’nde doğdu. Yoksul bir ailenin oğlu olan Korcan küçük yaşta kahvecilik, dondurmacılık, köftecilik ve berber çıraklığı yaptı. Kerim Korcan 1962’de Milliyet gazetesinin “ Bir Memleket Gerçeği” konulu yarışmasında “Köşe” adlı röportajıyla ikincilik ödülünü kazandı. Korcan’ın “Cezaevindeki mahkumlar arasında yaşanan iktidar savaşı”nı konu ettiği “Linç” adlı romanı 1970’de önce sinemaya, ardından tiyatroya uyarlandı.1976 yılında, Tatar Ramazan adlı öykü kitabı tiyatroya uyarlandı ve İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelendi. Tatar Ramazan 1990 yılında tiyatrodan sonra sinemaya da uyarlandı. Kerim Korcan 9 Kasım 990 tarihinde, tedavi gördüğü kanser hastalığına yenik düşerek vefat etti.

Kendi kendini yetiştiren Kerim Korcan, eserlerinin çoğunda “toplumsal gerçekçi”  bir anlayışla “cezaevi gerçeği” ni anlattı. Korcan, “halk hikayeciliği” tarzında  ve toplumsal sorunlara –özellikle mahkumlara ve onların sorunlarına- eğilerek eserler verdi.

ROMANLARI

  • LİNÇ(1967)
  • TER ADAMLARI(1975)
  • DİMİTROF GEÇİYOR(1978)
  • PATRONA(1983)
  • ACILAR ÇEMBERİ(çocuk romanı)
  • CAPON(çocuk romanı)

HİKAYELERİ

  • TATAR RAMAZAN(1969)
  • İDAMLIKLAR(1971)
  • CANLI BAYRAKLAR(1985)
  • ÖLÜM PUSUDA (1990)

ANILARI

  • HARBİYE KAZANI(1989)
  • ATEŞTEN KÖPRÜ(1988)

ŞİİR

  • EY GAZİLER(1989)

Mehmed Niyazi ÖZDEMİR

Kitaplarında, yazılarında Mehmet Niyazi adını kullanan yazar, Sakarya’nın Akyazı ilçesinde doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni  (1967) bitirmiştir. İlim meraklısı yazar, daha sonra Almanya’nın Köln şehrinde Türk Hukukunda Hürriyetler konusunda doktora yapmıştır. Mehmed Niyazi, 11 Mayıs 2018’de 76 yaşında İstanbul’da vefat etmiştir.

1970’lerden beri romanlarıyla tanınan Mehmed Niyazi milliyetçilik, hukuk ve Türk-İslam tarihinde derinleşen düşünce eserleri ile de ünlüdür.

Mehmed Niyazi’nin, bir deneme olarak kalan tek hikaye kitabı “ Bayram Hediyesi”(1991)’dir.

Mehmed Niyazi, romanlarının konularını, incelemelere ve bazen de kendisine anlatılan gerçek vak’alara dayandırıyor. Bütün eserlerinde roman sanatından ve üslup endişesinden daha çok milli duygularımıza dayalı idealist (ülkücü) telkin ve savunmaları ön safta tutuyor. Romanlarda olayı anlatırken kendi düşüncelerinden yana ağırlık koyuyor. Tarafsız davranamıyor, çok yönlü olamıyor, karşı fikre ve karşı eyleme, hayat ve hareket hakkı tanımıyor. Her eserinde kendi sevdiği taraf ululanmakta, görüşlerine zıt veya hasım bilindiği taraf ise tamamıyla haksızdır; çok defa kaleme alınmaya bile değmemektedir.

Demek ki Mehmed Niyazi, memleketini çok seven, yakın tarihin şahsiyetleri arasında beğendikleri ve sevmedikleri bulunan, milleti için fedakârlık edenleri kaleminin bütün gücüyle öven, aksi tutumda farz ettiklerini yerden yere vuran milliyetçi bir kalemdir. Mehmed Niyazi bir destancıdır.  Nitekim çok büyük vatan hizmetleri olduğu halde haksızlığa ve resmi tarihin kahrına uğratılarak unutulmuş nice seçkin Türk kahramanlarına karşı, hepimizin milli minnet borcu ödeyen eserine ‘Yazılamamış Destanlar’ adını vermiştir.  O zamanki “otoritelerin” istememesine rağmen, Edirne’nin Bulgarlardan kahramanca geri alınmasını ( istirdadını) sağlayan yiğit insanlarımızı anlatan bu eserin, daha birkaç ciltlik muhtevayla devam edecek bir nehir-roman olacağı anlaşılmaktadır.

Mustafa Faik BAYSAL

1 Aralık 1992’de İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mustafa’dır. Annesi Ferdane Hanım’ı üç aylıkken kaybetmiştir. Çocukluğu Adapazarı’nda, Tığcılar Mahallesi’nde geçmiştir.  Çok küçük yaşta Adapazarı’nda “ Rehber-i Terakki İlkokulu’na yazıldı. Ortaokulu ve liseyi ( Saint Joseph) bitiren Faik Baysal, İstanbul Üniversitesi Fransız Filolojisi’nden mezun oldu.

Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra farklı dallara yöneldi: spikerlik, mütercimlik, deneyimlerinde bulundu. Bir ara gazetecilik ve ansiklopedicilikle ilgilendi. 1946 yılında Mubahat Hanım ile evlendi. Şairimiz ve aynı zamanda yazarımızın tüm hayatını işi ve ailesi doldurdu.

Hayatının sonuna kadar İstanbul Bahçeşehir’de ikamet eden Faik Baysal, 9 Aralık 2002 yılında İstanbul’da vefat etti. Kabri İstanbul Topkapı Merkezefendi Mezarlığındadır.

Hikaye ve romanlarındaki konuları Adapazarı ve çevresindeki köy ve kasabalardan, İstanbul’daki kenar mahallelerden aldı. Yoksul ve işsiz insanların yaşamlarını “gözlemci- betimleyici”  ve “karamsar-gerçekçi” bir anlayışla dile getirdi. İlk romanı Sarduvan’da; sürekli insanların öldürüldüğü, kimsenin birbirine güvenmediği, sefil bir yaşam portresi çizmiştir. İlk hikaye kitabı ‘Perşembe Adası’dır. Bu eserdeki hikayeler Baysal’ın en başarılı hikayeleri sayılmaktadır.

Faik Baysal’ın kazandığı bazı ödüller şunlardır: Sancı Meydanı ile(Orhan Kemal ile birlikte paylaştı) Sait Faik Hikaye Ödülü, 1969; 1984 İnanç Dergisi, Yılın Gazeteci Ödülü, Sarduvan romanı ile Orhan Kemal Roman Ödülü, 1994.

Ayrıca, Kavanozdaki Adam adlı romanı Türk Edebiyatı’nda özgün ilk bilim kurgu romanı özelliği taşır. Kavanozdaki Adam, yönetmen Mesut Uçakan tarafından senaryolaştırılarak çekimi yapılmış ve 5 bölümlük dizi halinde TRT’de gösterime girmiştir (1988).

HİKAYELERİ

  • PERŞEMBE ADASI ( 1955)
  • SANCI MEYDANI(1968)
  • BABASININ OĞLU(1977)
  • NUNİ(1985)
  • MİLİTAN(1986)
  • TOTA(1991)
  • GÜLLER KANIYORDU(1992)
  • ILGAZ TEYZE ÖLDÜ(1993)
  • KIRMIZI SARDUNYA (1997)
  • ELLERİ SESİNİN RENGİNDEYDİ(1998)
  • TERLİKLER(1998)

ÇEVİRİLERİ

  • MENEKŞE TEPELER( C.V. GEORGİU’DAN)
  • MANUŞ(R.PEYREFİTTE’DEN)
  • HAYAT BAĞLARI(C.VİRGİL GEORGİU’DAN)
  • GENERALLERİN GECESİ(H.H.KİRST’TEN)
  • BAHAR KORKUSU(H.H.KİRST’TEN)
  • SİYAH LALE(A.DUMAS’TAN)
  • SIÇANLAR(J. HERBERT’TEN)
  • REZİL(MONTARRON’DAN)
  • BABASININ OĞLU(E. OLLİVRO’DAN)
  • KIRMIZI PAZARTESİ(G.G.MARQUEZ’DEN)
  • TENES BURNU NİŞANLILARI( GHATA’DAN)
  • 10 DAĞIN ŞEYHİ HASAN SABAH ( FREİDOUNE SAHABJAM’DAN)

ROMANLARI

  • SARDUVAN(İSTANBUL,1944)
  • REZİL DÜNYA(İSTANBUL,1955)
  • KAVANOZDAKİ ADAM(İSTANBUL,1972)
  • DRİNA’DA SON GÜN(İSTANBUL,1972)
  • ATEŞİ YAKANLAR(İSTANBUL,1992)
  • VOLİ(İSTANBUL,1993)
  • MADAM BAMBU(İSTANBUL,2002)

ŞİİRLERİ

  • İLK DEFA
  • UYYY
  • BEYAZ ŞİİRLER
  • AYIN UCUNDA
  • ALTIN KİTAPLAR
  • GÜL SANCISI

Necati MERT

25 Mart 1945 yılında Adapazarı’nda doğdu.Tam adı Ahmet Necati Mert’tir. Huriye Hanım ve Mustafa Necati Mert’in oğludur. İlk ve orta öğrenimini Adapazarı’nda yaptı. 1968’de DTCF Türk Dili ve Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu. Adapazarı’nda iki ayrı dönem olmak üzere ( 1968-1973,1970-1980)toplam 7 yıl lise öğretmenliği; Hendek’te de(1993-2003) 10 yıl dershane öğretmenliği yaptı.

Yayınlanan ilk yazısı; “Mustafa’nın Karesi” adlı hikayedir. Hikaye, eleştiri ve incelemeleri ; Yansıma, Sanat ve Toplum, Yazko-Somut, Yaba-Öykü, Karşı Edebiyat, E, Kırklar, Yeni Biçem, Üçüncü Öyküler, Düşlem, Sakarya Ekonomi gibi çeşitli dergilerde yayınlandı, Sosyalist Kültür Ansiklopedisi’ne çeşitli maddeler yazdı. Mert, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, PEN Yazarlar Derneği üyesidir.1987’de “Sevgili İstanbul” ile Abdi İpekçi Sanat Yarışması’nda “Eleştiri” dalında mansiyon kazandı. Yazar, 2002 yılında da Folk-Art Derneği tarafından “Yılın Edebiyatçısı” seçildi.

Necati Mert, şiirsel bir üslupla kaleme aldığı sağlam gözlemlere dayanan hikayelerinde değişen şartların yarattığı yeni insanları, yeni ilişkileri bir bütünlük içinde ve oldukça başarılı bir şekilde işlemiştir. Mert, her türlü merkeziyetçiliğe karşıdır. Mert, taşra(lı), şehir(li) ikilemini ele aldığı hikaye ve yazılarında; taşralının mutlu ve huzurlu oluşunu, taşralı insanlar arasındaki ilişkilerin içtenliğini samimi, lirik bir üslupla, şiir tadında yansıtmayı başarmıştır. “Ben” ini, “kendi”ni hikayelerinin merkezine oturtması, ben merkezli hikayeler yazması,  söyleminin daha da gerçekçi/inandırıcı olmasını sağlamıştır.

Mert, eserlerinde bir fotoğrafçı titizliği ile insanı ve toplumu derinlemesine ele alır. İnsanların genel olarak yaşayışlarını, medeniyet algılamalarını, şehir kültürüne karşı direnç göstermelerini ve yabancı kalmalarını, sıcaklıklarını, yardımseverliklerini, devlete bağlılıklarını, devlete, hükümete, belediyeye karşı besledikleri vefa duygusunu canlı bir şekilde anlatır. Mert, toplumu, toplumu oluşturan sosyal grupları, bu grupların geçirdikleri sosyal ve kültürel değişimleri, bölgeye göç eden/ yerleştirilen diğer sosyal gruplarla – özellikle manav diye tabir edilen yerli halkla- etkileşimlerini, kaynaşmalarını etkileyici ve tarafsız bir şekilde anlatır.

Necati Mert’in eserlerinde- özellikle hikayelerinde- asıl olan olgu “anlam”dır. Mert, okurun alımlamasını istediği anlamı “çatışma” metaforundan yararlanarak vermektedir. Mert, anlamı yalın ama sağlam bir kurgu ile ve konuşma diline yakın bir dil kullanımı ile okura vermeyi yeğleyen sanatçılardandır. Mert’in eserlerinde- özellikle hikayelerinde- kurgu esasen sağlam ve sade olmakla beraber, başlangıçta bir ayrıntıymış izlenimi veren her motifin, her imajın, her imgenin aslında metinsel bir amaca hizmet ettiği ve metinde verilmek istenen estetik/etik mesajın okur tarafından doğru anlamlandırılmasını sağlayacak ölçüde somut olduğu görülmektedir. Ayrıca Mert’in başvurduğu benzetmelerin de son derece özgün ve yaratıcı olduğu dikkat çekmektedir.

   HİKAYELERİ

  • GRAMOFONLAR,RADYOLAR,TEYPLER( 1979)
  • MİNNACIK BİR UÇURUM ( 1994)
  • AYNALAR(1996)
  • GECEYE UÇURULAN GÜVERCİNLER(1996)
  • GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ(2002)

 

DENEMELERİ

  • PAYTONUN F’Sİ (1995)
  • KAPIDAN İÇERİYE GİRMEK ( 1997)

MASALLARI

  • BİR BİR DEĞİLKEN (1979)
  • HİNDİNİN BİRİ (1980)

ARAŞTIRMALARI/İNCELEMELERİ

  • ÖMER SEYFETTİN: İSLAMCI, MİLLİYETÇİ VE MODERNİST BİR YAZAR (2004)
  • ÖYKÜ YAZMAK ( 2006)
  • ADALI SİNAĞRİT( 2006)

OYUN

  • BÜYÜK DÜĞÜN ( 1997)

Sait Faik ABASIYANIK

Cumhuriyet Dönemi öykücülerindendir. 18 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğdu. İlkokulu Adapazarı’nda okudu, onuncu sınıfa kadar İstanbul Erkek Lisesinde başladığı ortaöğrenimini Bursa’da tamamladı (1928). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine yazıldıysa da çok geçmeden ekonomi öğrenimi görmek üzere İsviçre’ye gitti. Lozan’da iki hafta durabildi, Fransa’ya geçerek Grenoble kentinde üniversiteye başladı. 1935’te öğrenimini bırakıp yurda döndü. Kısa bir süre bir azınlık okulunda Türkçe öğretmenliği, zahire ticareti ve bir ay kadar da (Mayıs 1942) Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaptı. Annesiyle birlikte yazları Burgaz Adası’ndaki köşklerinde, kışları Şişli’deki apartmanlarında kalıyordu. Adada yaşadığı köşk 1964 Mayıs’ından beri Sait Faik Müzesi olarak kullanılmaktadır. İstanbul’da lise sıralarında şiirler kaleme alan (1925-1928) Sait Faik, ilk öykülerini (“İpekli Mendil”, “Zemberek”, vb.) Bursa’da lise öğrencisiyken yazdı. İlk şiiri “Hamal” Mektep dergisinde yayımlandı (1925). İlk öyküsü “Uçurtmalar” İstanbul’da Milliyet gazetesinde çıktı (9 Aralık 1929). Asıl şöhretini sağlayan ilk öyküleri Varlık dergisinde yayımlandı. Öykülerinde konu ve olaydan çok, şiire ve duruma en uygun zaman parçaları kurgulamaya özen gösteren, bu dramatik anları aktarmakta büyük başarı gösteren Sait Faik, bir İstanbul öykücüsüydü. Kaderlerine eğildiği, düşüren, düşürülmüş insanlarda çok kere kendi sıkıntı ve avareliklerinin dramını yaşadı. Çalışkan, işinde gücünde insanlar gördükçe, şehirden, kalabalıklardan sevinç duydu; kötülüklerle karşılaştıkça kırlara, kıyılara, sakin tenha adalara (Burgaz, Hayırsız Adalar), balıkçılara sığındı. Öykü ve yazıları başta Milliyet, Karun ve Vakit gazeteleri ve Varlık dergisi olmak üzere, Ağaç, Büyük Doğu, Yücel, Yeni Mecmua, Servetifünun-Uyanış, İnkılapçı Gençlik, Yürüyüş, Yenigün ve Yeditepe gibi dergilerde yer aldı. Öykülerinden “Menekşeli Vadi” (Vesikalı Yarim adıyla, 1968) ve “Mahpus” (Irmak adıyla, 1972) L. Ö. Akad tarafından filme çekildi. 1953 Mayıs’ında ABD’deki Uluslararası Mark Twain Derneği, modern edebiyata hizmetlerinden dolayı Sait Faik’i şeref üyeliğine seçti. Annesi Makbule Hanım tarafından kurulan Sait Faik Öykü Ödülü, annesinin ölümünden sonra Darülşafaka Cemiyeti tarafından yönetilmektedir.

Kitapları
Roman: Medar-ı Maişet Motoru (1944; 2.b. Birtakım İnsanlar adıyla, 1952), Kayıp Aranıyor (1953).
Şiir: Şimdi Sevişme Vakti (1953).
Öykü: Semaver (1936), Sarnıç (1939), Şahmerdan (1940), Lüzumsuz Adam (1948), Mahalle Kavgası (1950), Havada Bulut (1951), Kumpanya (1951), Havuz Başı (1952), Son Kuşlar (1952), Alemdağ’da Var Bir Yılan (1954), Az Şekerli (1954), Tüneldeki Çocuk (1955), Mahkeme Kapısı (1956) (Son kitabına mahkeme röportajları toplanmışsa da taşıdıkları hava bakımından bunlara da öykü diyebiliriz, üç kitabında da röportajlarına rastlanır.); Balıkçının Ölümü-Yaşasın Edebiyat (kitaplarına girmemiş öykü, şiir ve yazıları, haz: M. Uyguner, 1977), Açık Hava Oteli (konuşmalar, mektuplar, haz: M. Uyguner, 1980), Müthiş Bir Tren (öyküler, haz: M. Uyguner, 1981), Sevgiliye Mektuplar (öyküler, yazılar, mektuplar, konuşmalar, haz: M. Uyguner, 1987), Karganı Bağışla (yayımlanmamış mektup ve kartlar, 2003), Hikâyecinin Kaderi (dergilerde kalmış hikâye ve yazılar, 2005), Büyüyen Eller (Sait Faik Müzesinde bulunan müsvette ve taslaklar, 2007), Bir Sonbahar Akşamı (çocuklara seçme öyküler, haz: Raşit Çavaş, 2009).

11 Mayıs 1954’te İstanbul’da ölen Sait Faik’in mezarı, Zincirlikuyu’dadır.

 

Kaynak:T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Edebiyat Haritası (e-kitap)

Kaynakça:

Kabaklı, A. (2000). Türk edebiyatı. İstanbul: Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları

Yılmaz, E. (2008). Türk edebiyatında sakarya. Sakarya: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları

Ertan, M. (2004). Sakaryada türk edebiyatı. Sakarya: Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları